Yaklaşan kış ve kıtlık tehlikesine karşı önlem almak isteyen gençler, gıda stoklarını takviye etmek amacıyla ormanda buldukları yerel fındıkları toplamaya başlar. Ancak bu fındıkların, insan bilincini altüst eden son derece güçlü ve tehlikeli halüsinojenik maddeler içerdiğinden tamamen habersizdirler. Çok kısa bir süre içinde tüm kamp, kimyasal bir sarhoşluğun ve bastırılmış bilinçaltı kabuslarının pençesine düşerek adeta bir tımarhaneye döner.
Halüsinasyonların etkisi altına giren Clarke, Finn ve özellikle Bellamy, geçmişte Ark istasyonunda yaşadıkları en büyük travmalarla, suçluluk duygularıyla ve vicdan azaplarıyla yüzleşmek zorunda kalır. Karakterlerin kendi iç dünyalarındaki iblislerle savaştığı bu süreç, onların neden "suçlu" olarak dünyaya gönderildiklerinin arkasındaki trajik hikayeleri de sarsıcı flashback benzeri sanrılarla gün yüzüne çıkarır. Kampın koruyucu duvarları ardında herkes kendi zihninin cehenneminde kaybolmuştur.
Gerçeklik algısının tamamen yittiği, dostun düşmandan ayırt edilemediği bu kriz anı, dışarıda pusuda bekleyen Dünyalı tehdidine karşı kampı tamamen savunmasız ve açık bir hedef haline getirir. Bellamy'nin otoritesinin ve iradesinin ilk kez bu kadar derinden sarsıldığı bu kaos gecesinde hayatta kalmak, fiziksel bir savaştan çok daha fazlasını gerektirecektir.