Mount Weather’dan kaçmayı başaran Clarke ve Anya, yeryüzünün balta girmemiş ormanlarında hem peşlerindeki gelişmiş iz sürücülerden kaçmak hem de birbirlerine üstünlük kurmak için amansız bir mücadeleye girişir. Anya, Clarke’ı kendi halkına bir esir ve intikam simgesi olarak götürmek isterken; Clarke, annesinin ve Ark kampının bulunduğu yere ulaşmaya çalışır. İkilinin psikolojik ve fiziksel savaşı, yeryüzü kültürünün ne kadar köklü ve affedilmez olduğunu bir kez daha gösterir.
Bu sırada, gökyüzünden yeryüzünün kurak ve çöl benzeri bir bölgesine inmeyi başaran Şansölye Jaha, yalnızlık ve susuzlukla boğuşurken yeryüzünün hiç bilmediği göçebe kabileleriyle karşılaşır. Jaha’nın hayatta kalma çabası, dünyanın sanılandan çok daha büyük ve farklı tehlikelerle dolu olduğunu gözler önüne serer.
Bölümün sonunda, Ark kampının sınırlarına kadar gelmeyi başaran Clarke ve Anya tam bir uzlaşıya varmak üzereyken, Ark askerlerinin yeryüzü dinamiklerini bilmemesinden kaynaklanan trajik bir hata, telafi edilemez bir kan davasının fitilini ateşler. Clarke, annesine kavuşsa da getirdiği barış umudu trajik bir şekilde ellerinden kayıp gider.